Tahir ile Zühre

GERÇEK AŞK HİKAYELERİ 1 Comment »

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır. Malı mülkü askere kısaca her şeyi vardır. Ancak çocuğu olmamaktadır. Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır. Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verip ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar. Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar. “her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar. İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler onun yanına giderler. Derviş “marifetlerim vardır” deyince padişah gönlünden geçeni bilmesini ister. Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını evlat istediklerini bilir. Bunun üzerine dervişten yardım isterler. Dervişte cebinden cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler. Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını padişahın kızı vezirin oğlu olacağını ama onları ayırmamalarını evlendirmelerini söyler. Padişahta vezirde çok sevinir. Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı vezirin oğlu olur. Kızın adını Zühre oğlanın adını Tahir koyarlar.
Tahir ile Zühre birlikte büyürler. En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler. Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper. Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır. Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir’de Zühre’yi döver. Zühre o kadar üzülür ki Allah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder. Tahir’de Zühre’ye aşık olur. Bu sefer Zühre kendini naza çeker. Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar. Sazlarını alıp bir birlerine türkü söylerler. Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler. Padişah kızını Tahir’le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler. Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir. Padişah kendi gözleriyle aşıkları görmek ister ve görünce de aşıkları evlendirmeye karar verir. Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar. Padişahın karısı padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir’den soğur ve onu saraydan kovar. Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir Zühre’nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler. Zühre’de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir’e açıklar. Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir. Bu sefer padişah onu Mardin’e sürer. Mardin’de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah’a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister. Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp o uyurken Zühre’nin köşkünün önüne bırakır. Zühre Tahir’i dadısına gönderir. O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler. Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür. Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür. Bunu padişaha haber verir ve Tahir üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır.
Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır. Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar. Göl padişahın üç kızı da Tahir’i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken Tahir bunları duyar ve kaçar. Bir çeşme başında dua eder ve uyur. At sesiyle uyanınca yanında bir derviş görür. Yine ata biner ve gözlerini kapatır. Derviş “aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre’nin köşkü önünde olduğunu görür. Dadısına gider. Dertleşirler. Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre’nin evleneceğini öğrenir. Kadın esvabı ile düğüne gider. Kendini Zühre’ye tanıtır. Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar. Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler. Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür. Arap köle durumu padişaha haber verir. Padişah Tahir’i yakalatır. Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler. Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre’nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır. Padişahta onun boynunu vurdurmaya karar verir. Cellat Tahir’in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah’a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür. Bunu gören Zühre aklını kaçırır. Hekimler çare bulamaz hatta Tahir’in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre’de çok kızar Tahir’in mezarına gider. Allah’a ruhunu alması için dua eder ve ölür. Mezara gelen Arap köle de Zühre’ye aşık olduğu için kendini hançerle öldürür. Padişah kızını Tahir’e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir.
Bir süre sonra aşıklara mezar yapılır. Arap köle de başuçlarına gömülür. Oradan geçenler Zühre’nin mezarında beyaz bir gül fidanı Tahir’in üzerinde ise kırmızı bir gül fidanı görürler. Arab’ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir. Her sene aşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürler. Ziyaretgah olan mezarı da aşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler.


Toplam Okunma: 5549 | Bugünkü Okunma: 10 | En Son Okunma: 03.09.2010 - 22:49

Sevdiniz 2,5 bardak çamaşır suyu içse ne yaparsınız?

GERÇEK AŞK HİKAYELERİ Henuz Yorum Yok »

efkârHoş birisiyim we bakımlı olmak benim tek kuralım..Girdiğim bir ortamda herkesin gözünün bende olması hoşuma gidiyordu.Yıllardır hep bir haftalık ilişkiler yaşadım çünkü kimseyi sewemiyordum..Ne istediğimi nasıl birinden hoşlandığımı yada hoşlanacağımı bile bilmiyordum..Taki onu tanıyana kadar!..Bir anda sürpriz bir şekilde karşıma çıktı belkide hayatımın mucizesiydi.23 nisandı doğum günümü kutluyordum arkadaşlarımla bir barda..O an için sadece eğlenmek wardı benim için..Kapıdan içeri girdiğinde ilk olarak yeşil gözleri dikkatimi çekti,sadece ona baktığımı fark ettim.İlk kez bir ortamda biri beni farketmemişti.Çünkü yanında bir bayan we bir kaç arkadaşı daha wardı belliki gurup halde eğlenmeye gelmişlerdi..

Ama gözümü ondan alamıyordum o ise yanındakilerle ilgileniyor beni hala farketmemişti bile.Bişey yapmalıydım we ona kendimi farkettirmeliydim.Yanındaki kız arkadaşının bir an için yanından uzaklaşması benim için büyük bir fırsattı..Yanına yaklaştım birşey diyemedim bile oda o an benim gözlerime baka kalmıştı çünkü.Awucunu açtım we numaramı yazdım.yanından ayrıldım.eğlenmeme dewam ettim sabaha karşı ewe geldiğimde sadece onun beni aramasını bekliyordum bir hafta geçti üstünden artık umudumu kestim ben gene aynı bendim.we umudumun bittiği an özelden aradığı bi an kendimden geçtim..Gözlerime bittiğini sölüyordu benimle buluşmak istedi.deniz kenarını tercih etmişti geldiğinde iki elindede güwercin wardı ayaklarında kırmızı kurdeleye bağlanmış 2 zarf wardı birinde ”senden” diğerinde ise ”etkilendim ” yazıyordu..Güwercinleri gök yüzüne saldı..yanındaki kızdan ayrıldığını söledi bana..Daha sonra onunla çıkmaya başladım..İşte istediğim hayat buydu..Daha önce neredeydin diye soruyordum kendi kendime.Sürprizleri çok sewiyordu haftanın beş günü görüşüyorduk we her seferinde yeni bir sürpriz..

Bir yıl geçti herşey o kadar güzeldiki.Taki babasının iflas etmesine kadar.Babası iflas etmişti inanılmaz bir borç içindeydiler babası bunu kaldıramadı we üzüntüden kalp krizi geçirip wefat etti..Ben aşkımın yanındaydım her zaman ona destek çıkıyordum..Herşeylerini satmak zorunda kaldı satmasına rağmen hala inanılmaz bir borçları wardı..Her zaman o kadar güçlüydüki bunca şeyleri yaşadıktan sora hala benim yanıma geldiğinde gülebiliyordu.

Teyzamin oğlunun düğünü için şehir dışına çıkmamız gerekiyordu..Aşkıma söledim durumu anlattım normalde değil şehir dışı şehir içindeyken bile biyere gitmemi istemezdi ilk kez git dedi bana o kadar ısrar ettiki 4 gün içinde geliceğimi söledim..Benden son bir şey istedi 24 saat telefonunu hiç açma sana bir sürprizim olucak dedi..Bende kabul edip yanından ayrıldım telimi kapattım ama içim rahat değildi..Telefonum 7 saat kapalı kaldı ama içim rahat değildi aradım aşkımı defalarca açmadı kardeşini aradım oda açmadı.Kötü birşey olduğunu biliyordum bulduğum ilk otobüsle tekrar ewe döndüm..Ewine gittim kimse yoktu.Yaşlı bir bey durumu anlattı hemen hastaneye gittim.Kardeşinin anlattıkları 2,5 su bardağı çamasır suyunu içip üzerine 2 tane bira içmiş ewde 4 saat sora bulmuşlar morarmış we hertarafı şişmiş bi durumda 72 saat yoğum bakımda kaldı 73. saat içerisinde kaybettim aşkımı..sürprizleri sewiyordu aşkım,gidişide sürpriz oldu aşkımın..Bir hafta sorguya çekildim kimlere çalıştığımızı sordular bir hafta..inttihar etmeden önce benim için bir mail hazırlamış..İşte ozman benim dünyam bir kere daha yıkıldı….Şimdi uyku hapları ile yaşıyorum..Ama ne olursa olsun, insanın hayatına bir kişi damgasını wuruyor..Damgayı sen wurdun aşkım!…


Toplam Okunma: 5637 | Bugünkü Okunma: 9 | En Son Okunma: 03.09.2010 - 13:28

öLmE NOLURSUN…(17 AĞUSTOS DEPREMİNDE YAŞANMIŞ BİR HİKAYE)

GERÇEK AŞK HİKAYELERİ 1 Comment »

aşkKarla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa..

Metro’dan evine kadar olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi.. Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı, bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı; “Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca “ acaba O mu? “ diyerek başka ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk.. Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup sonsuzluğa imza atalım istedim..”

“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz hafta sonu ada turlarımız, fayton.. İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..

-Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?

-İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..

-Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?

-Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..

-Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım.. Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!”

Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık, yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;

-Ben evime geldim özlediğim.

-İyisin di mi?

-Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..

-Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki. Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;

-Hayırdır yüzünde güller açmış..

-Güller güneşi severler bilirsin.

-Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.

-Nasıl yarın?

-Eee 17 Ağustos işte..

-Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama? Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım. Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan O idi;

-Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak istedim.

-Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?

-Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak zorundaydım.

-Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?

-Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…

-Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka konuşacağız..

-Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.

-Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular. Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi.. “Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?” “O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla olamaz..” Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum. Olağandışı bir sarsıntı.. Neler oluyor? Güneş.. GüNedir bu Allah’ım!! neş.. Deprem..!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum, her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları.. Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık.. Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı.. Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!! Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi.. İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım.. Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım. Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum.. Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..! Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum.. Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek, onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..

Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu.. Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü.. Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti.. Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar, ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu. O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im ölmüş olamazdı.. Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..” dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”

Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın..” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim.. Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..” diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02’deki büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..

AŞK bir kere sevmektir. SEVMEK aşkın kendisi olmaktır


Toplam Okunma: 5627 | Bugünkü Okunma: 9 | En Son Okunma: 03.09.2010 - 13:28

Haberin altında gizli

GERÇEK AŞK HİKAYELERİ Henuz Yorum Yok »

Antalya’da geçirdikleri trafik kazası sonucu yatalak duruma düşen sevgilisinin başından ayrılmayan ve onun iyileşmesi için umutla bekleyen genç kız herkesi duygulandırdı.sevgilisinin yanından ayrılamadı

Antalya Baro Meslek Lisesi öğrencisi olan Tuğba Soyöz ve Cafer Sinan Eroğlu 7 Eylül 2008′de bir yakınlarının otomobilini alarak gezmeye çıktı. Ehliyeti bulunmayan Sinan Eroğlu karşısına çıkan bir çocuğa çarpmamak için fren yerine gaza bastı ve talihsiz kaza meydana geldi. İşte bu kazanın ardından ortaya ölümsüz bir aşk çıktı.

8 aydır bitkisel hayata giren sevgilisinin başından bir an dahi ayrılmayan Tuğba, Eroğlu’nun bakımını her gün büyük bir özenle yapıyor. Sevgilisinin baş ucunda iyileşmesi için dualar eden genç kız, sevgilisinle 8 aydır gözleriyle iletişim kuruyor. Eroğlu’nun yoğun bakımda ilk tepkisini kendisine verdiğini belirten Tuğba, “Yoğun bakımda ilk tepkisini bana verdi, elimi sıktı.Çok seviyorum, önüme kim geçerse geçsin asla onu bırakmam. Ne olursa olsun bakarım ona, çünkü çok seviyorum.” dedi.

Sevgilisinle sağlıklı günlerinde yaptıklarını çok özlediğini de söyleyen genç kız, ” Benle konuşmasını, telefonla arayıp bana aşkım nerdesin demesini, her şeyini benle paylaşmasını çok özlüyorum. Onla dolaşmayı istiyorum. Ne olursa olsun bırakmayacağım onu, bırakamam onu.” ifadelerini kullandı.

iha
Yayın Tarihi : 16 Nisan 2009 Perşembe 16:21:01

Toplam Okunma: 5632 | Bugünkü Okunma: 9 | En Son Okunma: 03.09.2010 - 13:28

etkileyici bir hikaye

GERÇEK AŞK HİKAYELERİ 1 Comment »

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam
yedikleri degil, uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. ‘Bitmeli dedi
içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.’ Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi.
Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu. Genç
adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ‘Bulutlar bizim
yasayacaklarimizi biliyor. Onlar bile agliyor halimize…’
BULUSMA VAKTI…
Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden
sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti. Besiktas’a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz,
sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden
bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini…
Besiktas’a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz
anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. ‘Bana birsey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç adam, gözlerini
kaçirarak ‘Evet’ dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da
sinirlenerek ‘Söylesene, ne diye bekliyorsun’ dedi. Genç adam içini çektikten sonra
‘Sence biz nereye kadar gidecegiz?’ diye sordu. Genç kiz, ‘Bunu sorma geregini niye duydun?’ diye yanit verdi. Genç adam söze basladi… ”Birkaçay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana ‘Sirasi mi simdi canim yaa,
isin gücün yok mu?’ demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meral’in ‘Sen sanslisin,
sevgilin sana bakar’ sözüne ‘Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin’ demistin. Hatirladin mi?”
DUYGUSALLIGI SEVMEM…
Genç kiz, ‘Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem
hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez’ diye yanitladi. Genç adamgüldü, ‘Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta
bakici, hemsire falan olamazsin.’ Genç adam devam
etti.’Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç… Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu
etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin
için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.’
Genç kiz anlamisti, ‘Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar
dogru oldugunu düsündü. ‘Hayir’ dedi, ‘Sair olmani
istemiyorum. Olamazsin da… BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.’
Genç kiz sasirmisti, ‘Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.’ Genç adam iç çekerek ‘Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk’ dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam
cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek ‘Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur…’ dedi. Genç adam ‘Nasil böyle bir sey
düsünürsün, senden baska
kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum’ yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, ‘Kalkalim istersen’ dedi. Genç adam ‘Ben biraz daha burada kalmak
istiyorum, istersen sen kalkabilirsin’ diye yanitladi.
Genç kiz ‘Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam, ‘Istersen arkadas kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.

“BEN DOGRU YAPTIM…”
Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde
yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise
gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi
basardi. Sabah 7′de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi.
Heyecanla mesaji mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM…
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa
siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ”Nalan’la görüsebilir miyim?” dedi.
Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde… ‘Ben
onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti….’
YIGILIP KALDI…
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi…
Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede.
Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi…
‘Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler
yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken
gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis…


Toplam Okunma: 8172 | Bugünkü Okunma: 0 | En Son Okunma: 09.08.2010 - 10:02
Page 1 of 3123
Powered by NOVA ve